Ekonomik Krizin Kazananı Bankalar

İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi’nde Ekonomi dalında çalışmalar yapan Doç. Dr. Yusuf Dinç, Türkiye’nin yaşadığı ekonomik krizin nedenlerini ve çözüm önerilerini sundu.

İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Ekonomi hocalarından Doç. Dr. Yusuf Dinç, Türkiye’de ekonomik krizin nedenlerini, hayat pahalılığını, dövizin ve altının sürekli yükselmesini, Türkiye’deki ekonomik krizde en çok kazananın bankalar olduğunu belirterek gazeteci Mehmet Bayar’a birtakım önemli açıklamalarda bulundu. Dinç, ayrıca ekonominin nasıl düze çıkacağını yol göstererek, insanların pahalılık karşısında çaresizliğini dile getiriyor. Dinç, kripto para piyasasının da kaygan bir zemin olduğunun altını çizerek yatırımcıların aşırı dikkatli olmaları konusunda uyarıyor.

Türkiye’nin katılım finansı alanındaki potansiyelini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bence Türkiye evvela kendi içindeki hacmi geliştirme bakımından potansiyele sahip. Bir de yurt dışından nakit akışının güzergahında bulunması hasebiyle potansiyele sahip. Bu iki başlıkta değerlendireyim. Türkiye’de yastık altı gibi bir sorun var. Bu sorunun nedenlerinden biri insanların faiz hassasiyeti. Toplumun geniş kesimlerinin faize karşı oldukları için yıllardır geliştirdikleri bir refleks var. Alışkanlıkları gereği yastık altında özellikle altınla enflasyonist etkilere karşı korunmaya çalışıyorlar. Altın deflasyonist  olduğundan bu yaklaşım doğru bir yaklaşımdır. Altın verilmiş bir değerdir. Doğru bir hesap. Doğru bir matematik. Bunların yatırma dönüşmesi meselesiyse ortada duruyor. Bir varlık var. Bu varlık da atıl duruyor. Bu varlıkları yatırma dönüştürmek lazım. İslami finansın potansiyeli var. Hem de ciddi bir potansiyeli var. Bu karşılık buldu mu? Bence İslami finans doğru anlaşılmıyor ve doğru yönetilmiyor. Akademik çalışmalar yerli yerine oturduğunda bunların uygulamasıyla beraber İslami finansın ekonomide ne denli yapıcı bir rol oynayabileceğini insanlar daha iyi anlayacaklardır. Yurt içinde büyük bir potansiyeli var. Fakat yurt dışındaki potansiyeli daha büyük. Yurt içinde hacim ve derinlik kurabilirsek küresel ölçekte rekabete girebiliriz. Küresel ölçekte rekabete girebileceğimiz önemli ülkelerden biri İngiltere’dir. İngiltere, rakip olarak Türkiye’ye bu anlamda büyük önem atfediyor. Türkiye’nin İslami finans yaklaşımı üzerinden potansiyelini gerçekleştirmesine dönük küresel bir beklenti var. Türkiye’nin faizsizliği gerçek anlamda ortaya koyma yaklaşımından beslenen bir beklenti bu. Bunun bir karşılığı var. Bir diğer yaklaşım ise İslami finansta pazar payı yaklaşımıdır. Bu yaklaşımı takip edenler, işlemler gerçekten faizli mi, faizsiz mi noktasında pazar payı için belli ölçüde feragatta bulunurlar. Yani pazar payı ile faizsizliği takas edebilir. Türkiye’nin yaklaşımı bu nedenle değerli. Şunu ifade edeyim; Türkiye’nin 3 trilyon dolarlık İslami finans pazarından alacağı büyük bir pay var.

3 trilyondan belli bir miktarın Türkiye’de adres bulması gerekiyor. Onu hedeflemeli. Türkiye o parayı buraya kazandırırsa Türkiye ekonomisi gayrisafi yurtiçi hasıla sıralamasında daha iyi konum alabilir.

Müslüman tüccarlar ticaret yaparken çokça banka ile irtibat kurma durumunda kalıyorlar. Bu noktada faiz kavramı karşımıza çıkıyor. Bankaların faizli kredi vermesiyle İslam bankalarının mal satmasını birbirinden ayıran özellikler nelerdir?

Şöyle bir problem; Türkiye’de İslami finans kurumları kendi problemleri nedeniyle müşterilerine faizli bankalarla çalışmalarında bir mahsur olmadığını söylüyor. Bu doğru değil. Gerçekte müşterilerinin bütün ihtiyaçlarını çözebilir bir derinlik sağlayabilirler. Bir işletmenin bütün ihtiyaçları İslami finansla karşılanabilir. Bunu daha çok öğrencilerimiz mezun olduklarında buralarda idareleri ele aldığında daha iyi görebileceğiz. Fakat faizle vade farkı farklı şeylerdir. Vade farkı tezgâhın atıl kalma maliyetidir. Faiz paranın ticaretidir. Faizle paranın ticaretinin farklı isimler alması sizi yanıltmasın. Yani konut kredisi dendiğinde böyle bir isim verildiğinde ya da araç kredisi denildiğinde, krediye verilen bu isim o kredinin teminat ve maliyet yapısını ifade eder. Faizle para ticareti yapıldığı gerçeğini değiştirmez. O yüzden bir kerecik konut kredisi alsan bu caiz midir, sorusunu gereksiz buluyorum.

Faizle enflasyon arasında olan ilişki nedir?

Faiz fonksiyonunun bileşenlerinden biri beklenen enflasyondur. Faiz hesaplanırken enflasyon üzerinden hesaplanır. Enflasyon doğal bir fenomendir. Fiyatlar aratabilir. Mal kıt gelebilir, talep güçlü gelip fiyatlar yükselebilir. Tek tek sıralamamıza gerek yok. Fakat bir diğer yönü de enflasyonu kadere terk etmemek anlayışından gelir. Yani enflasyonu elle oluşturmak. Enflasyon, para politikasıyla elle oluşturulur. FED’in 2008’den bu yana uyguladığı politikalarının enflasyonist sonuçlarını herkes görebilir. O yüzden bu sorunun maliyet tarafına bakarsak üretim girdilerinden birinin maliyeti veya getirisi olarak görüldüğünden faiz, maliyet enflasyonuna sebep olabilir. Fonksiyonu bakımındansa sonuç olduğu görülebilir. Fakat bizim burada tartıştığımız mevzu faizin hem sebep hem sonuç olması yani aslında problemin kendisinden kaynaklandığını göstermektir. Kısaca ben faizin hem sebep, hem sonuç olduğunu söyleyebilirim.

ENFLASYON SATIN ALMA GÜCÜNÜ DÜŞÜRDÜ

Türkiye’de Enflasyon % 70’yi aşmış durumda bunun önüne nasıl geçebiliriz?

Öncelikle baz etkisiyle enflasyon yavaşlayacaktır. Fakat hane halkının refah kaybı giderilmiş olmayacaktır. Yani enflasyon düşmüştür ama senin satın alma gücün halen yeterli değildir. Olumlu baz etkisi şu demek; bir önceki dönemde enflasyonun yüksek olması hasebiyle, bir sonraki dönemde görece yavaşlamış gibi hesaplanması… Rakam mutlak olarak bir düşüş görünür. Ama reel satın alma gücü bakımından düşüş oluştuğu anlamına gelmez. Bu mekanizma işleyecektir Türkiye’de. Çok yüksek enflasyonlardan sonra baz etkisi rolünü oynar. Yazın tarla ürünü pazara sunulacak. Maliye politikası tarafında atılan adımlar var. KDV indirimleri gibi. Onlar tabii fırsatçıların kullanımına gitti. Para politikası işte tam bu etkiler işlemeye başlayınca işlevsel bir araç olarak kullanılabilir. Yoksa doğrudan etkili bir sonuç alınamaz. Faizleri artırıp kuru düşürebilirsin. Kurun düşürülmesiyle enflasyonu bastırabilirsin. Ama cari açık devam edecekse istenen kalıcı netice sağlanamaz.

Yıl sonunda enflasyon oranını nasıl bekliyorsunuz?

Yıl sonunda yüzde 50’inn üzerinde bir enflasyon olacağını düşünüyorum. Merkez Bankası tahminin 10 ya da 20 puan üzerinde olacağını düşünüyorum.

AMAÇ BANKALARI KURTARMAK

Kur korumalı mevduat hesapları hakkında ne düşünüyorsunuz, sistem amacına ulaştı mı?

Amacına ulaştı. Amacı neydi peki? Amacı, çoklarınca farkında olunmasa da bankacılık sitemini kurtarmaktı. Ya da faydası bu oldu diyeyim ki doğrusu böyle. Bankacılık sistemi kendini batırmak için müşterilerine kredi verip döviz almalarını tavsiye etti. Bu şu demek, benden 1 milyon lira al, bunu hemen 100 bin dolar yap. Sonra dolar çıksın 10 liradan 15 liraya. Gel bana 75 bin dolarını öde, 25 bin doların senin olsun. Bu bankayı batırır. Oluşabilecek etki bakımından  bankaların batmaması daha önemli olabilir.  %14 ile kredi verip %19 ile vadeli hesaplar açtılar. Çok yanlış işlerdi.

BANKALAR KOBİ’LERİ DESTEKLEMİYOR

Ekonomik kriz hali, finansal sisteme sirayet ederse bu en şiddetli kriz durumu olarak değerlendirilir. Üçüncü nesil kriz denir buna ve finansal sisteme sirayet eden krizler kalıcı etkileri olan problemler gibi görülür. Tıpkı 2001 krizi gibi. Halen maliyetlerine katlanıyoruz. Fakat bankalar bu imkanı iyi kullandılar diyemem. KKM ile bankaların eline Türk lirası varlıkları geçti. Bu Türk lirası varlıkları KOBİ’lere aktarmaları gerekirken büyük sermaye gruplarına verdiler. Büyük sermaye grupları kredileri geri ödemek için almazlar. Çevirmek için alırlar. Bu da KOBİ’lerin imkanını önümüzdeki dönemde azaltacak. Büyük sermaye gruplarının kredi ödeme günü geldiğinde hadi yeni kredi verin gibi bir durum olacak. O çevirim günü KOBİ’ler kredi bulmada zorlanabilir. KOBİ’ler istihdamı oluşturan taraf. Asıl desteğin, aslan payının oraya gitmesi gerekir. Ama bence finans bu bakımdan da birçok bakımdan da Türkiye’de çok yanlış yönetiliyor.

BANKA YÖNETİCİLERİ VATANDAŞI DÜŞÜNMÜYOR

Doğru yönetilmesi için ne yapmak gerekir?

Mevcut bakış açılarını eleştirmek ve iyileştirmek gerekiyor. Finanstaki yöneticilerin bakış açıları yanlış. Mesela para yatırım aracı değildir. Para yatırımın aracıdır. Türkiye’de Merkez Bankası Başkanlığı yapmış birisi dahi dövizi yatırım zannedebiliyor. Zihniyet bu olunca bankaların KOBİ’ler yerine büyük sermaye gruplarına kredi vermesi de normal geliyor işte. Bu yöneticiler sağlamız diyor. Bize bir şey olmaz diyor. Krediyi ihtiyacı olan tarafa daha çok versene sen. Sana daha iyi getiri sağlar. Türkiye’de finans kesiminin kalibresini yükseltmek gerekir. Çok zayıf.

BANKALAR CEZALARI UMURSAMADI

12 banka ceza aldı Türkiye’de. Fiyatları sabitledikleri için Rekabet Kurumu, 2013 yılında ceza verdi. Rekabet Kurulu, bankalara bireysel kredilerde anlaşmalı fiyat ayarlamaları nedeniyle ceza yazdı. O gün ceza alan yöneticiler abat oldular. Hala önemli pozisyonlardalar. Cezaya katlanmadılar. Bankaları katlandı. Banka, gerçek kişi mi ki? Kendi mi karar verip ceza alıyor. Oradaki yönetici, oradaki kafa meselesi. O da yanlış kafa. Onlara ceza vermezsen. Bugün bu marketlerle uğraşırsın. Ceza alanlardan üç tanesi de kamu bankası üstelik.

Merkez Bankası faiz oranı 14 seviyesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ise tek haneye indirmeyi hedefliyor? Yıl sonunda Merkez Bankası’nın faiz oranın kaç olmasını bekliyorsunuz?

Haziran toplantısı çok önemli. Burada bir okuma sunması lazım en azından. Politika adımlarında bir değişiklik olmayacaksa okuma yapması lazım. Çünkü öngörülmemiş riskler gündemimize girdi. Türkiye’nin enerji giderleri, gayrisafi hasılanın yüzde 5’inden yüzde 10’lara dayandı. Petrolün varil fiyatı çıkarsa daha yukarı da gidebilir. Ülkenin net döviz pozisyonun eksi olması durumunda finansa etmek gerekiyor. Türkiye bunu elbette finanse edebilir. Ama kurda bir etki oluşturuyor, faizde oluşturduğu başka bir etki var.

Nötr faiz oranı diye bir olgu vardır. Yatırım tasarruf denklemini optimumda tutan bir faiz denklemi. Ya da bozmayan diyelim ya da sürtünmesiz diyelim. İşte o sürtünmesiz oranı Türkiye ekonomisi için hesaplamak gerekir. Şu andaki oran sürtünmeye neden oluyorsa da KKM bunu toparlıyor. KKM bir taraftan bankaları kurtardı dedik ama asıl hedefi bakımından da yatırım tasarruf denklemini olumlu neticeler verdi. Politika faizinin nötrleşmesi KKM ile destekleniyor aslında. Ancak bunun bir sınırı da var. Büyümek istediğinde politika faizinin çok yüksek oranlarına Türkiye ekonomisi katlanamıyor. Türkiye enflasyonun düştüğü ve faizin agresif artırılmasına ihtiyaç duyulmadığı bir fırsat elde edebilir.

ENERJİ FİYATLARI DAHA DA YÜKSELECEK

Enerji fiyatlarında olan artışın sebebi nedir?

Savaştan önce beklenti 120 dolardı. Savaştan sonra beklenti yapılamaz hale geldi. 136 doları da gördü. Agresif tahminler de var. 180 dolar gibi. Bir ara 200 dolarlar telaffuz edildi.

Enerji öyle bir emtia ki, onu sadece üretim girdisi zanneden yanılır. Enerji artık başka bir şey. Bu artık biraz endüstri girdisi, biraz ihtiyaç, biraz da lüks. O yüzden enerji denkleminin fiyatının ne olacağının tahmin edilmesi çok zor. Yazın enerji talebi kışa göre fazla düşmüyor. Yakında hiç düşmeyecek. Yazın enerji talebi kışın enerji talebini geçecek hatta. Gene de büyümeler yavaşlarsa enerji fiyatları bir miktar geri gelebilir. Savaşın etkileriyse tüm tahminleri alt-üst edebilir.

TÜRKİYE ÖNEMLİ BİR NOKTADA YER ALIYOR

Rusya-Ukrayna savaşı dünya ekonomisini nasıl etkiledi, biz bunun neresindeyiz?

Türkiye’yi mutlaka enerji fiyatlamalarıyla etkiliyor. Başka yönleriyle de etkiliyor. Bu ülkeler Türkiye’nin ticaret partnerleri. Yakın çevrede en önemli ticaret partnerlerinden biri Irak’tır. Bir battık DAEŞ ortaya çıktı. Irak’ın sıralaması düştü. Suriye çok önemli ticaret partneriydi. Artık öyle bir ekonomi yok denebilir. İran önemli bir ticaret partneri olabilir. Ama ambargolar var. Ermenistan’ın ticaret partneri olmak için yeterli büyüklüğü, hacmi yok. Küçük bir ekonomi. Gürcistan yeterince güçlü bir ekonomi değildir. Ama Rusya ve Ukrayna, Türkiye’nin dış ticaret anlamında bayağı güçlü partnerleriydi. Türkiye şu anda yakın çevresindeki partnerleriyle yeterince hacim yaratamıyor. Mutlaka Ukrayna ile Rusya ile ticaret sürüyor. Ama hacimleri azalıyor. Uzakta müşteri aramak durumunda kalıyor Türkiye. Uzakla ticaret navlun gerektiriyor ve navlun maliyetleri çok yüksek. Uzaktan mal getirmek çok pahalı. Ne kadar yakınında operasyon yapabilirse o kadar iyi olur.

Aslında herkes ne kadar etkileniyorsa, Türkiye de savaştan o kadar etkileniyoruz. Ayrıca taahhüt hizmetleri ve turist işlemleri var bu ülkelerle. Enerji kadar savaş nedeniyle tarım girdilerinin ve ürünlerinin fiyatlarının artması da Türkiye’yi etkiliyor. Fakat Türkiye’nin tarafsızlığını koruyarak ilişkilerini sürdürüyor olması  taraf olan ülkelere göre bir miktar avantaj sağlıyor olmalıdır.

FED’İN FAİZ ARTIRMASI DÜNYAYI ETKİLİYOR

ABD’nin faiz artırımı bizi neden etkiliyor?

FED faiz artırınca dolar kuru artıyor. Dolar kuru artınca da Türkiye’de enflasyon artıyor. FED, yıl sonuna kadar faiz artırımına devam edeceğini ifade ediyor. Nötr faiz oranının ötesinde seviyelere de çıkarabileceklerini söylediler.

Bu da doların küresel ölçekteki değerini artırıyor. Kur hesaplama matematiği ve döviz arzı-talebi de hesaba katılınca Türkiye’de kuru arttırıyor. Kur artınca da ithalat pahalı hale geliyor. Enflasyonist etki doğuruyor.

FED politikalarının dünyanın geri kalanı için ikinci katman bir etkisi de var. Türkiye için görece sınırlı bir etki. Doların tatmin edici getiri seviyelerine doğru çıkması dünyadaki nakit akımını Amerika’ya doğru çevirir. Yabancı yatırımcı gelişen ekonomilerden çıkar yani. Türkiye’de eskisi kadar yoğun yabancı yatırımcı ilgisi yok. O yüzden de bu endişeyi gündeme getirmeye gerek yok.

EMLAK FİYATLARI ZATEN YÜKSELİYORDU

Son 1 yılda emlak fiyatlarında büyük bir artış oldu bunun temel sebebi nedir?

Emlak fiyatlarının son birkaç ayda arttığını zannedilmesidir.1999 depreminden bu yana son neredeyse iki senede bir emlak fiyatları iki katına çıkıyor. Son dönemde fiyatlar öyle bir seviyeye geldi ki, iki katına çıkma tolere edilmez bir hale geldi. Sorun da o zaman konuşulmaya başlandı. Güçlü artış zaten vardı. 250 binlik ev 500 bin oldu. 500 binlik ev 1 milyon oldu hadi neyse denildi. 1 milyonluk ev 2 milyon oldu, tamam denildi. 2 milyonluk ev 4 milyon olunca herkes 4 milyonu rüyamızda göremeyiz demeye başladı. Mesele de böylece gündeme geldi. 4, 8 olacak, 8 de 16 olacak. Yani bu böyle gidiyordu. Burada yanlış olan bazı gerideki problemler var. Bu elbette bir arz talep meselesidir. Arzın ve talebin gerisindeyse onlarca problem var. Mesela Türkiye’de inşaat düşmanlığı diye bir şey var. Bir ekonomi kendi sektörüne düşman olur mu? İnşaatla ilgili her türlü eleştiriyi getirebilirsin. Bakış açısının gelişmesini isteyebilirsin ama düşmanlık ihtiyaç varken hem de zarar verir. Sonra problemli bir finansal sistemi var. Borca dayalı mortgage sistemi uyguluyor. Yani bir çok problem bir araya geliyor ve bugünkü sonuca ulaşılıyor. Gözden kaçan birçok problem var. 2007’den itibaren konut fiyatı neredeyse her iki senede bir iki katına çıkmış. Bir yere geldiğinde, artık iyice damara bastığında konuşma ihtiyacı hissediyorsan, çözüm biraz zaman alacak demektir. Ama çözümsüz meseleler değil, Türkiye’nin TOKİ’si var. Mortgage modelini düzeltme imkanı var. Hepsi mümkün.

Emtia grupları için bir tahmininiz var mı?

Altın ucuz görülebilir. Tahminim yok çünkü bugünkü şartlarda finansal piyasalarda emtialar organik fiyatlanmıyor. Manipüle edilmiş fiyatlamalar var. FED’in bilançosunu küçültmeye başlamasının nasıl bir tepkisi olur göreceğiz. Ama endüstri girdilerinin küresel büyümeler yavaşlıyor gibiyse düşmesi gerekir. Altınla ilgili Rusya’ya yapılan yaptırımların bazı ülkeleri alarma geçirebileceğini düşünüyorum. Merkez Bankalarından, altın rezervlerini güçlendirme talebi gelebilir. Ama dediğim gibi enerji fiyatları bambaşka bir denklem.

Kripto paraların ekonomi içindeki yeri nedir?

Kripto paralar bugünkü para sisteminin aksaklıklarına karşı bir başkaldırıdır. Ben de bu para sisteminin aksak olduğunu düşünüyorum. Bir tür simyacılıktır. Fakat kripto paralar amacından saptırıldı. Şansları kalmadığını düşünüyorum.

ÖZGÜR ALAN

Kadir Çöpdemir’i seviyorum onu söylemek isterim. Konumuzla alakalıysa kimsenin, pozitif faiz olmalı gibi bir tezi olmadığına dikkat çekmek isterim. Herkes negatif faiz olsun diyor. Tartışma az mı negatif çok mu negatif üzerinden ilerliyor. Ne kadar adil o halde karşı tezler? Faiz Nasrettin Hocanın kazan fıkrasına benzer. Kazan doğuruyor deyip herkesi inandırıyorlar, sonra kazan öldü deyip inanmak durumunda bırakıyorlar. Faizi kabul ederseniz kazan doğurur, kazan öldüğü gün problemle karşılaşırsınız.

 

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.